1 Mayıs 2011 Pazar

FISILTILAR ÇIĞLIK ATAR ASLINDA

  Gün gelecek...

  Evet, o gün gelecek. İnsanlar insanı insan olduğu için sevecek. Faşizm ölecek, burjuva yok olacak ve insan=emek=güç olacak. Tek varlıkları,tek güçleri alınteri olan emek sahiplerinin elleri öpülecek. emek satmasalar aç kalacak olanların emeği üç kuruşu aşacak.
  İnsanın insana tepeden bakması da neyin nesi ? Şans eseri burjuva çocuğu olarak doğanın yine şans eseri işçi sınıfına mensup olma ihtimali yok sayılamaz elbette. İflas eden bir adamın intihar etmesi burda başlar biraz da. O hiç düşünmemiştir bunu ve yıllarca ezmiş, küçük görmüştür proleteryayı. İflas edip de onlarla eşdeğer olmak yıkar burjuvayı biraz. Onun tek varlığı artık emeğidir halbuki ve her şey bitmiş değildir. Bu şunu akla getirir bir an, her burjuva bir saatliğine de olsa proleterya olabilse, en azından aklından, tüm sorunların kaynağına inilmiş olur ve kan silinmeye çalışılacağına yara kurutulur. Empati kurma yeteneğimizi kaybetmemiş olsaydık hayalini kurduğumuz dünya ütopyadan ibaret olmazdı.
  
 Bir insan düşün ki on çocuklu bir ailenin bilmem kaçıncı çocuğu olarak açmış gözlerini dünyaya. Aç değil, açıkta değil belki ama yarı tok, yarı eksik, yarı görmüş, yarı duymuş.. Belki biraz masum belki fazla asi. Belki hırçın, bencil, sadakatsiz belki zavallı bir ana kuzusu. Hatta belki ona babasından kalan mirasın, yarım yamalak bir aile eğitimi ve bilek gücünü alın terini hayata tutunmak için kullanması gerektiği nasihatından başka bir şey olmadığının bile farkında değil. Buna ihtiyacı olmamasına rağmen, bu olmadan da yaşayabilecek olmasına rağmen, neden biri bu insanın tek gücü olan emeğini sömürür ki ?
Proleterya-burjuva çatışması neden burjuvayı rahatsız eder? Çünkü o memnundur yerinden, elindekinden. Peki ya bizim biçare proleterya ?
Böyle gelmiş böyle gidecek deyip karın tokluğuna, hatta bazen yarı-karın tokluğuna çalışmaya mahkum mudur ? Üstelik eline yaşama hakkı dahil hiç bir hak verilmeden. İşi eksiltecek bir organını belki, belki de ölüm alacak onu kimseye haber vermeden. Biz de çıkıp ''Kader !'' diyeceğiz. Bizim tuzumuz kuru nasılsa, atıp tutarız rahatça. Emeği sömüreceğiz, sömürenlere yardım yataklık edeceğiz, emeğini sömürdüklerimizi insan yerine bile koymayacağız[burjuva=insan ya (!)], iliklerimizdeki son vicdan kırıntısını bile paraya, güce, populeriteye, eğlenceye kurban edeceğiz ve ardından o sevimsiz maskemizle timsah gözyaşları dökeceğiz emekçilerimize, halkımıza, bizim insanımıza.
  Bizim insanımız görür her şeyi, görür de korkar bazen dile getirmekten. Düzen korkutmuş çünkü. ''Bak konuşursan hapse atarım seni.''replikleri yankı yapar kulaklarda. Adımızı söylemeye korkar olmuşuz. Nerde kaldı düşünce özgürlüğü, insan hakları. demokrasiden bahsedemiyoruz bile artık.
Demokratik dediğin yerde her kafadan ayrı bir ses çıkabilir, 70 milyon ayrı parti kurulabilir. Ve bu demokrasi öyle güzel bir demokrasidir ki hiç kimse başka bir kimsenin fikirlerinden etkilenip mensubu olmamıştır bir partinin. Ve bu ülke öyle güzel, öyle üretken bir ülkedir ki 70 milyon ayrı fikir üretilebilmiştir. Temel prensip insan sevgisi, insan saygısı oldukça, böyle ülkedir dünyayı kurtaracak olan. Derin devlet , dış tehdit, iç tehdit, sınıf çatışması, faşizm, hak ihlali, adaletsizlik toplanıp bir çukurda imha edilemez elbette ama azalarak bitecekler. Kademe kademe yok olacaklar. Adamın, aklının içindeki düşünceden dolayı yargılanması ve hatta idam edilmesi hangi akla sığmış da buna alkış tutulmuş. Elini sivrisinek soktu diye ayağı kesilen adam nerde görülmüş.


  Aaahhh !
  Biz insanlar...

  Biz. Bazen sevimli bazen lanet olası yaratıklar. Her şeyin temeli biz değil miyiz ? Elbette ki biz Robin Hood değiliz ama sevsek insanları da kendimizi sevdiğimizin yarısı kadar, izin veririz onlar da içsin dünya denizinden kana kana su. Tamam. Elimizdekini vermeyelim ama izin verelim onlar da alsın. Belki çoğu bizden daha güçlüdür onların. Belki bizim elimizdekilerin iki katını kazanabilicek güçteler izin verirsek. Ama şunu unutmayalım onlar yoktan varoldukları için bizim miras malımızın, sömürü eldemizin onda birine bile ulaşsalar bizim yüz katımız mutlu olacaklardır.


    Siyasi çatışmalar ne üzerine kurulu peki ? Elbette çıkar çatışmaları. İktidardaki sözüm ona kahraman, yabancı ülklere karşı ülke çıkarları için, muhalif partilere karşı partisi için, kendi parti üyelerine karşı ailesi için, aile bireylerine karşı da yalnızca ve yalnızca kendisi için çatışır. İnsan doğası gereği en çok kendini sever.
Halbuki milyonlar arasından onu seçip oraya çıkaranlar, ona güvenip koca bir devlet emanet edenler , o çatıştığı insanlar arasındadır da çoğu zaman.
Devlet düzeninin kurulmasının temelindeki 'insan hakları' bizzat devlet düzeni tarafından ihlal edilirken baba mı oğula güvenecek, oğul mu babaya ?

    İnsanların aklını almak için onlarca hatta yüzlerce yola başvuran partilerin amacı sizce ''bizim için çalışmak'' mıdır ? Peki öyleyse, sorarım size sayın parti başkanları, bizim için bunca yorgunluğa katlanmaya, insanımız için, toplumumuz için bunca çile çekip kazık yemeye, dostun iki katı düşman toplamaya, hatta can güvenliğinizi tehlikeye atıp devletin başı olmaya niçin bunca çaba gösterirsiniz ? Tüm bunlar gerçekten bizim için mi ? Hiç çıkarınız yok da halkın refahı için mi yapıyorsunuz bunları ? Yoksa siz de mi karın tokluğuna çalışıyorsunuz bizim gibi? Bir de ekstradan yurtdışı gezileri, ünlülerle tanışmak, geniş kitlelerce saygı görmek deyip tüm yorgunluğunuzu unutuyor musunuz sahiden ? Ben de karnımdan konuşabiliyorum, evet !

    Bir gün gerçekten uyanacağız. Bir gün topluca uyanacağız. Ya da belki teker teker. Ama kalkıp 'neden biz?' diyeceğiz önce. Sonra'neden siz?' diyeceğiz. Sonra 'nasıl bir düzen bu böyle?' diyeceğiz. Soracağız, soracağız, soracağız... Her sorumuzun cevabını yine biz bulacağız. Bu virüs yayılacak ve hepimiz iyileşeceğiz.
Güzel günler göreceğiz, güneşli günler.